1. YAZARLAR

  2. Münire Polat

  3. Yazmak mı özgürlük bu ülkede, yaşamak mı?
Münire Polat

Münire Polat

Uzman Psikolog
Yazarın Tüm Yazıları >

Yazmak mı özgürlük bu ülkede, yaşamak mı?

A+A-

Bir ülke düşünün, neredeyse her gün bir, kimi günler ise birkaç kadın cinayetine tanık olunuyor. Bir ülke düşünün kadının kendini ikinci plana aldığı, isteklerinden, ihtiyaçlarından vazgeçtiği…  Toplumun ona belirlediği rolleri üstlendiği. Örneğin: Kadın diye hep güzel görünmeli, göze hitap etmeli lohusa olsa bile zayıf olmalı(!) Açlık, susuzluk gibi elzem olan cinsel dürtülerini de kadın diye kontrol etmeli(!) Aksini düşünürse namussuz, hayat kadını ya da hafifmeşrep olarak algılanmalı. (“Hafifmeşrep” kelimesinin bile cinsiyetçi bir tabir olarak sadece kadınlar üzerinden kullanıldığını da vurgulamadan geçemiyorum bu arada.) Kadın diye öfkesini sert çıkışlarla ifade etmemeli.” Çünkü sadece erkek öfkesini sert çıkışlarla ifade ettiği için o kadın,  erkek gibi algılanır ve erkekler ve hatta hemcinsleri tarafından dışlanır. Bu rolleri toplum belirler kadın da bu rolleri üzerine başkasının elbisesini giymiş gibi giyer ve bir ömür sürer tabi bu ömrü sürmesine bir erkek izin verirse…

“Hayır” demeye hakkı olmadan, belki haklarının bile tam ne olduğunu bilmeden bu ülkede ömür sürmeye çalışırken karşısına aşk denilen bir muamma çıkar. Daha henüz haklarını bilmeyen, eğreti duran giydiği o elbiseyle rolü belirlenen kadın, repliklerini bilemez aşk hayatında. Kendini savunamaz, ihtiyaçlarını dile getiremez. O bir metadır, elde edilmeyi bekler. Ve hatta çıkma teklifini bile ilk eden o olamaz; çünkü yine “hafifmeşrep” algılanır. Bu akıl almaz algıların içinde kadın 2. Kadın olmayı da kabul eder, dayağı kabul eder, susmayı kabul eder ve erkek de  “erk” olmanın tam anlamını bilemediği gibi kadınında kendi gibi haklara sahip olduğunu bilemez. Ve kadının üzerinde erk sahibi olmaya çalışır, ancak kadın dayağa da ikinci kadın olmaya da evet demiştir. Erkek yetinmez bunlarla ve onu yok edebileceği gücünü de yaşamak ister ve kadın cinayetleri işte tam da burada vuku bulur.

Evet, erkek kadın haklarını, kadına değer vermeyi, vicdanı vb birçok evrensel değeri öğrenmeli; başta kadının da erkek gibi bir insan olduğunu ve yaşama özgürlüğünü elinden almaması gerektiğini bilmeli; ama kadın da sınırlarını çizebilmeyi, gerektiğinde gidebilmeyi, asla ikinci kadın olmamayı öğrenmeli; sevmeyi bilmeyen birine sevmeyi öğretmeye çalışmaması gerektiğini bilmeli. Evladı olduğunda kadına, adama, karıncaya tüm canlılara sevgi beslemesi gerektiğini, vicdan, merhamet gibi evrensel değerleri yüklemesi gerektiğini bilmeli. Bildiklerinin hepsini uygulaya “bilmeli”. Toplum artık bunun bireysel bir sorun değil, toplumsal bir sorun olduğunu görüp sevginin sahip olmaya çalışmak olmadığını, bozulan radyonun atılabileceğini yerine yenisinin gelebileceğini, ancak insanın tamir edilmesi atılmadan, satılmadan baş üstünde tutularak, değer verilerek sevginin yaşatılabileceğini öğrenmeli. Seversem şımarır, sevdiğimi belli edersem kaçar, mitlerinden uzaklaşıp göğsünü gererek  “seviyorum” diyebilmeli ve sevgiyi hem almaya hem vermeye izin vermeli.  Sonu şımarmak, terk edilmek bile olsa bunu yaşamaya değer olduğunu hissedebilmeli. Terk edildiğinde sevilmedim diye hayıflanmak yerine sevginin gücüne inanarak kendini iyileştirmeli.

Şimdi bunları yazarken özgürlük hissetmediğimi, bunları okuyacak kişilerin ne düşüneceğini düşündüm de yaşayabildiğim için şükretmeyi tercih ettim bu ülkede. Kim bilir kimin ne düşüneceğini düşünmeden istediğin gibi yazmak özgürlüğü yaşamak özgürlüğü geldikten sonra kendiliğinden gelecektir…


SOSYAL MEDYADAN TAKİP İÇİN;

Twitter.com/PolatMunire

İnstagram.com/psikologmunirepolat

Facebook.com/Psikolog-Munire-Polat

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT