1. YAZARLAR

  2. Münire Polat

  3. Yasını yazabilir mi insan
Münire Polat

Münire Polat

Uzman Psikolog
Yazarın Tüm Yazıları >

Yasını yazabilir mi insan

A+A-

Kâğıt kalem alıyorsun eline, ya da telefon tablet. Yaşını, yazını- kışını, isteğini, istemediğini yazıyorsun yazmasına da; bazı duyguları ne yazabiliyor, ne anlatabiliyor ne de onlara alışabiliyorsun… Hayat kendi hızında ilerlerken sorduklarımız, sorguladıklarımızla biz de ilerliyoruz; bazen de öylece kalakalıyoruz. Örneğin sorgulayamadığım, öylece kalakaldığım yazamadıklarımdan biridir yaslar…  Yaşlar süzülür gözümden yüreğime de, aktaramam duygumu kelimeye.  Anlam veremem kabullenmek zorunda oluşuma, yaşamın yaslara rağmen yaşamaya devam etmek oluşuna… Ölüm geçer içimden de suretini tarifleyemem. Ki yakalayıp hapsedeyim tutukevine.

Yakınlarından birini kaybeden yakınımın içi yanıyordu ve ben söndüremiyordum içindekini. Söndürmeye de cesaretim yoktu işin gerçeği,  ya daha sonra daha harlı yaksaydı onu? Derler ki ertelenen yaslar, yaşlar olarak da akmaz gözden. Gözünü, ömrünü çıkarırcasına gelir çöreklenir yaşamının ortasına. Bir ağrı olur midene yapışır, bir hançer olur yüreğine saplanır. Nefes alamazsın kimi zaman.  Bu nedenledir “ağla, tutma kendini!” derler yastakilere…

Peki, bunun için ağlanmaz dediğimiz yaslarımız da yok mudur? Örneğin sırf yaşamayı bilmediği için; çiçek açmak, açtırmak şöyle dursun dikenleriyle size zarar veren insanları, kalbinizde öldürdüğünüz olmadı mı hiç? Sonra da bunun için mi ağlıyorsun diye kendinizi ayıpladığınız zamanlarınız… Evet diyenleriniz mutlaka vardır. Çok savaşmıştır, çok zayıf düştüğü olmuştur. İçinde öldüremediği; öldürse de yeniden dirilenleri, yeni gelenin önüne geçenleri, olmuştur yaşantılarında. Bir şarkı, bir koku, bir sokak ya da bir şiir adı hatırlatır insana. Gelsin ister, gelirse gitse diye kararsız kaldığı... İşte böyle durumlardır yasın yazılamadığı, yaşın gözden süzülüp akamadığı…  İnsan kendine bile itiraf edemezken bazı durumları, yakalayamaz iç dünyasındaki oyunları. Gereksiz bir kaygı, sebepsiz bir hüzün kaplar içini ve tekrar yasına döner. Döner dönmesine de tarifleyemez içinde öldürdüğüne hissettiği duygularını. Bir yandan yaşamaya bir yandan yaşatmaya çalışırken sevdiklerini; insan içinde öldürmeye de çalışırmış diye düşünür, düşer hayretlere. İşte böyle anlardan birkaç tanesidir yasın yazılamadığı, acının tarifi olmadığı, anlar.

Peki, insan böyle anlarla nasıl başa çıkar? Bir sebebi vardır mutlaka neden içinde öldürmek zorunda kaldığına dair.  Bu sebebi tekrar etmek gerekir.  Bu sebepten onu yok ettin;  sana zarar veriyordu sen zarar görmeyi, bile bile canının acımasını hak etmiyorsun diye.”  Bir anlam yüklemelidir çektiği acıya,  yaşayamadığı yasına. Onu öldürebilmek,    kendini yaşatabilmek bu sayede yeni ve sağlıklı ilişkiler yaşayabilmek demek. Onu öldürmek yeni birine yer açmak demek. Bu yeni biri belki de kolumuzu dalımızı kesmek yerine bize çiçek açtıracak demek. Hiç değilse deneyimlemek, deneyime açık olmak demek!

Yasını yazamıyor, yaşayamıyorsan da yeni birine izin vermeye, yeniden yeniden denemeye böylelikle yasını yaza çevirebilmeye ne dersin?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT