1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Ali Fuat Gökçe

  3. Türkiye’de Anayasalar, Anayasal Hareketler, Demokratik İzler
Doç. Dr. Ali Fuat Gökçe

Doç. Dr. Ali Fuat Gökçe

E. Binbaşı
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye’de Anayasalar, Anayasal Hareketler, Demokratik İzler

A+A-

Bugün 27 Mayıs 1960 darbesinin yıldönümü. Türkiye darbeler ülkesi olmaktan maalesef 21. Yüzyılda dahi kurtulamadı. Bizim kuşaktan olanlar 12 Eylül 1980 darbesi, 15 Temmuz 2016 darbe girişimlerini yaşadı. Hafızalarımızda yer etti. Genç kuşaklar darbe kavramını ve manasını derslerde, büyüklerin anlatılarında dinlerken birdenbire 15 Temmuz yaşandı ve darbe kavramı bu kuşağında hafızalarında yer aldı.

Her darbe ya da darbe girişimi acılarla beraber ülkenin tarihsel sürecinde kırılmalara, demokrasi sürecinde ise kesintilere sebep olmuştur. Darbeler sonrası sivil hayata geçiş sürecinde yeni anayasa çalışmaları, seçim kanunları ve seçimler yeni dönemin demokratik değerlerle dolu olacağı umudunu toplum nezdinde taşısa da anayasa taslağı hazırlama talimatı verenlerin zihni yapısı ve anayasa taslağını hazırlayanların kimliği, temsil ettiği çevre anayasaların demokratik ilkelerle dolu olup olmayacağı hususunda belirleyici olmuştur. Gerçi bugün otoriter ve totaliter tüm yönetimlerin anayasaları incelendiğinde demokratik ilkelerden taviz verilmediği, temel hak ve hürriyetlerin tam olarak sayıldığı görülmektedir. Ancak, demokratiklik açısından önemli olan iktidarların uygulamalarıdır. Bir ülkenin demokratik olup olmadığını ölçmek için mevcut iktidarın uygulamalarının incelenmesi gerekmektedir. Demokratik rejimlerde olduğu gibi otoriter rejimlerde ve totaliter rejimlerde de seçimler yapılmakta ve seçmen iradesine göre bir iktidar belirlenmektedir. Ancak otoriter rejimlerde seçim süreçlerinde çeşitli manipülasyonlar yapılırken, totaliter rejimlerde seçime giren birden fazla siyasi aktör olmasına rağmen sadece bir aktörün iktidara gelmesi mümkün olmaktadır. Diğer aktörlerin seçimdeki rolü göstermeliktir ve iktidar olma umudu ve ümidi yoktur.

Peki Türkiye’deki darbe anayasaları demokratiklik açısından nasıldır?

Öncelikle, Anayasa tanımından hareket etmekte fayda bulunmaktadır. Teoride Anayasa “Devletin temel organlarının (yasama, yürütme, yargı) kuruluşu, işleyişi ve birbiriyle olan ilişkisi ile temel hak ve hürriyetleri düzenleyen hukuki metinlerdir” şeklinde tanımlanmaktadır. Burada iki unsur vardır. Birincisi devletin temel organlarının durumu, diğeri ise temel hak ve hürriyetlerdir. Bir hukuki metnin anayasa olması için bu iki unsurun düzenlenmiş olması gerekir. Dolayısıyla Türkiye’deki anayasal metinlere bakıldığında “Senedi İttifak”, “Tanzimat Fermanı” ve “Islahat Fermanı” birer anayasal harekettir. Çünkü bu metinlerde sadece temel hak ve hürriyetlerde bazı düzenlemeler yapılmışsa da devletin temel organlarının yapısı ve ilişkisinde herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. 1876 Kanuni Esasi bir anayasadır. Çünkü devletin temel organlarından yürütme ve yasama organının yapısı, birbiriyle olan ilişkisi düzenlenirken, aynı zamanda temel hak ve hürriyetler de sayılmıştır. 1876 Kanuni Esasi, 1909 değişikliği, 1921 ve 1924 Anayasalarının kendilerine göre özellikleri bulunmaktadır. 1921 Anayasası bir kurucu iktidar anayasası olarak değerlendirmek mümkündür.

1961 ve 1982 Anayasalarının birer darbe anayasası olması sebebiyle demokratiklik açısından değerlendirmeye almak daha doğru olacaktır.

Anayasaları demokratiklik açısından değerlendirirken içeriğini ele almak kadar hazırlanış sürecini ve kabul edilişini de değerlendirmek gerekir. İçerik bakımından yukarıda da değindiğim gibi anayasalar mükemmel hazırlanabilir. Ancak anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar ülkelerin demokratikliğini belirleme açısından daha önemlidir. Dolayısıyla bakmamız gereken husus anayasanın hazırlanış ve kabul ediliş sürecidir.

1961 Anayasası’nı hazırlamak için kurulan “Kurucu Meclis”, Demokrat Parti hariç- çünkü darbe Demokrat Partiye karşı yapılmıştı.- siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, her ilden temsilciler ve Milli Birlik Komitesi üyelerinden oluşmuştur.

1982 Anayasası’nı hazırlayan “Danışma Meclisi’nde” ise Milli Güvenlik Konseyi üyeleri, ile her ilden valiler tarafından belirlenen 12 Eylül 1980 sabahı saat 05:00 itibarıyla hiçbir siyasi partiye üyeliği olmayan kişiler arasından Milli Güvenlik Konseyi tarafından seçilenler yer alırken, darbe ile kapatılan sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri yer almamıştır. Dolayısıyla anayasaların hazırlanmasında çoğulculuk ve farklı düşüncelerin temsili açısından farklılık bulunmaktadır.

Başka bir etken ise anayasaların kabul yöntemindedir. 1961 Anayasası’nda halkoylamasına sunulan metnin kabul edilmemesi durumunda yeni Temsilciler Meclisi’nin seçilerek, anayasa hazırlama çalışmalarına tekrar başlanacağı açıklanırken, 1982 Anayasası’nda halkoyuna sunulan metnin reddi durumunda ne olacağı belirtilmemiştir. Tasarı reddedildiğinde askerî idarenin bir süre daha sürme düşüncesi tasarının yüksek oranda kabulüne etki yapmıştır.

1961 halkoylamasının aksine, 1982 halkoylamasında anayasanın kabulü, Cumhurbaşkanı’nın seçimiyle birleştirilmiştir. Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Cumhurbaşkanı adayı olarak tek isimle halkoylamasına girmiştir. 1961 Anayasası’nda ise taslağın kabulünden sonra Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı belirtilmiştir.

Anayasa taslaklarının kabul oranı da anayasaların demokratikliği konusunda bilgi vermektedir. 1961 Anayasası %81 katılım oranı ve %61,7 evet oranı ile kabul edilirken, 1982 Anayasası %91,3 katılım oranı ve %91,4 evet oyuyla kabul edilmiştir. Sandıktan yüzde 90’lara varan kabul ya da ret oylarının çıkması totaliter yönetimlerde görülen bir orandır. Toplumun bu kadar büyük bir kesiminin aynı şekilde ve yönde düşünmesi kabul edilemez. Her ne kadar 1980 öncesi meydana gelen olaylar toplumu huzuru ve güvenliği isteme noktasında birleştirse de darbe sonrası yaşananlar ve kırılmalar daha farklı sonucun çıkması beklenirken, askeri idare tarafından totaliter rejimlerde olduğu gibi toplumun önceki dönemde yaşananlarla korkutularak belirli yöne toplu olarak yönlendirildiği görülmektedir.

1982 Anayasası daha az katılımcı demokrasi modelini benimsemiştir. Siyasi faaliyetlerin sadece siyasi partiler ve seçilmiş devlet organları vasıtasıyla yürütülmesi ön görülerek toplumun siyasetten uzaklaşması amaçlanmıştır. 1982 Anayasası’nın ilk halinde siyasi partilerin kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri kuruluşlar oluşturması, sivil toplum örgütlerinin siyasi faaliyette bulunmasının yasaklanması yer almaktadır.

Bütün bu hususlar dikkate alındığında 1961 Anayasası’nın 1982 Anayasası’na göre daha demokratik olduğu düşünülebilir. 1982 Anayasası’nda günümüze kadar yapılan değişiklikler demokratiklik açısından belirli düzenlemelere yer vermişse de yeterli değildir. Yeni bir anayasanın demokratik ilkeler ışığında toplumun tüm kesimlerinin temsilcilerinin katılımı ile oluşturulması ve uygulanması demokratik bir Türkiye’nin geleceği için önemlidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum