1. YAZARLAR

  2. Özge Damla Yağış

  3. Sevdiğiniz işi yapın!
Özge Damla Yağış

Özge Damla Yağış

Detail Haber / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Sevdiğiniz işi yapın!

A+A-

Yaptığı ile yapmak istediği iş arasında hiç bir ilişiği, alakası bulunmayan, sınavlar yüzünden de istediğini yapamayan insanların ülkemizde sayıları oldukça fazla değil mi sizce de ? Çocuklarını daha okul öncesinden bile sınav kazanma mantalitesine sokan sözüm ona yetişkinlerimizin, ebeveynlerimizin , yanlış yönlendiren veli odaklı çalışan okul ve öğretmenlerimizin birey olmaktan ziyade mühendis, öğretmen, avukat, doktor olmadıkça sanki ‘insan’ olamayacak, meslek edinemeyecek bakışlarıyla ezmiş, sinmiş çocuklar yetiştirdiği bu dönemde aksinin olmasını da bekleyemezdik zaten. Size biraz tam da bu çocuklardan birinden bahsedeceğim : ‘ben’. Aslında ben biraz o çocuklardan daha şanslıyım mükemmel denebilecek iki öğretmene ve ne istediğimi önemseyen bir aileye sahiptim. Tabiiki değiştirilmeye çalışıldım hepsi tarafından ama ‘hayır’ demeyi de onlar öğrettiler sonuçta. İki arada bir derede de kalsam…

İlk yazımda birçok konu geçti aklımdan aslında. Kadın cinayetleri, sosyal medya bağımlılığı, sistem hataları daha neler neler. Sonra biraz düşününce bunların temel sebebinin eğitimsizlik ve yanlış eğitim olduğunun farkına vardım. Bu farkındalığı biraz daha irdeleyince mutsuz insanlar topluluğu olarak ne yaptığımızın bilincinde olmadan bize verilen , dayatılan işleri yapmaya odaklanıp bir yerde patladığımızı gördüm. Ben Türk Dili ve Edebiyatı okudum mesela. O bölümü seçme sebebim tamamen edebiyat aşkımdandı. Öğretmen olmak gibi bir amaçla gitmedim, hep yazar olmak istedim ama her Fen Edebiyat Fakültesi mezunu gibi gelecek kaygısıyla pedagojik formasyon derdine düşüp kendimi KPSS hazırlığı yaparken buldum. Tabii ki olmayınca özel kurumlarda hakkım olanın çok çok altında bir değerle çalışırken kaybettim benliğimi. 

Hani insan bir an durur kendine ben ne yapıyorum diye sorar ya işte tam da o sorguya düştüğüm anda kendi kendime bir yazı karaladım. 

Fatih’in İstanbul'u fethettiği yaşı çoktan geçtim. Kazandığım bir çok mücadeleye karşılık yalnız birkaç mağlubiyetim, dört yanlışın bir doğruyu elemesi misali fetihlerimi alıp götürdü benden. İstanbul'un kapılarını çoktan kapatmışlar oysa. Her test kuşağı mağduru gibi, dört—beş şıkka indirgenmiş hayallerim, soru işareti ile bitirilmiş yaratıcılığım, üç nokta ile bölünmüş fikirlerim var. Bu, tek problemli çok bilinmeyenli sistem içinde boğulmasaydım; günümüzde demode kalan bir şehir fethinden ziyade bilişim çağına entegre olabilir veya bu denli analog kalmayabilirdim. En azından hala, aşkı şiirle, acıyı ise öyküyle bağdaştırıp varoluşsal bir sancıya dahil olmazdım. Acılarım henüz ergin aşk ise bir türlü varamadığım tek hece. Kelimelerin kudretine o devasa kapıdan çıkarken vardım. Okul kitaplarında bahsi geçmez hiçbirinin. Şair ya da öykücü diye bir meslek grubu olsaydı hayat bilgisi kitaplarında şüphesiz ikisinden biri olur, soranlara da ilahi düzeyde şiir, gündelik hayatta öykü yazıyorum der, maaş, sigorta ve sodexo üçlüsüne hiçbir köşesinden değmeden bu saçma sınıfsal bahsi kapatırdım. Sigortalı bir işe girmeden aşık olunamadığını yine o kapıdan ebediyen çıktığımda anlamıştım. Önce işi buldum sonrasında sigortaya beni tarif etmişler, baktım ki aşkların sahiciliği prim günlerine eşdeğer. Önce işi bıraktım sonrasında da sigorta beni. Bir kapıdan daha eğilmeden çıkmış bulundum...Şimdi bu kapı sonuna kadar açık, ya buradan çıkıp gitmeli ya da kapıyı kapatıp bütün olanları bile bile bozuk işleyişin bir çarkı olmalı. Tercih kapı eşiğindekilerde. Kapı da kapıymış deyip, heybetine kapılmadan!

Bir anda zihnime dolan bu düşüncelerden sonra karar verdim istediğim işi yapmaya yani yazmaya. Benim çocuğuma sesini yükseltemezsin diye bağıran veliler, onlar müşteri hocam ne derlerse haklılar diyen kurumlar, öğretmene saygıyı öğrenememiş çocuklar geleceğe dair umudumu tüketmeden belki farkındalık yaratabilirim. Öğretmen statüm olsun diye öğretmen olmak değil de gerçekten bir şeyler öğretebildiğim gün öğretmenimdir diyerek bu kapıyı kapatmak yerine aslında öğrenmek isteyene kapılarımı sonuna kadar açtım. 

Sevdiğiniz işi yapın, mutlu olun. Siz mutlu olursanız çevrenizi mutlu edersiniz. Mutluluk bulaşıcıdır ve bunu gün içinde yaptığınız bütün aktiviteler etkiler. Öğretmenseniz öğretin, yazarsanız yazın, ev hanımıysanız evinizle ilgilenin ya da ne yapmak istiyorsanız onu yapın. Sizin istediğiniz olmadıkça siz olmayacaksınız. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum