1. YAZARLAR

  2. Çağla Dursun

  3. Pandemi sürecinde velayet
Çağla Dursun

Çağla Dursun

Avukat
Yazarın Tüm Yazıları >

Pandemi sürecinde velayet

A+A-

Tüm dünyanın hazırlıksız olarak yakalandığı COVID-19 pandemisi, insanın yaşamı ve sağlığın sürdürebilirliğine yönelik şiddetli etkisi başta olmak üzere, insanın geleceğe ilişkin umut, yeterli gıda, giyecek, barınma koşullarını sağlayacak temel gelir düzeyi gibi sosyal refah ve sosyal adalete yönelik gereksinimlerini, insan ilişkilerinin doğasını ve kurumsal sistemlerin işleyişini de olumsuz etkilemiştir. Özellikle pandeminin tüm nüfusa etkileri yanı sıra belirli toplum kesimine özellikle risk grupları olarak değerlendirilen çocuklar, kadınlar, yaşlılar, engelliler, kronik hastalığı olanlar, tutuklular, hükümlüler gibi grupların komplike olan sorunlarının içerik ve niteliklerini daha da farklılaştırmıştır.

DSÖ tarafından ilan edilen pandemi süreciyle birlikte sağlık sistemi uygulamalarının yoğun bir şekilde hayatta kalmanın temel belirleyiciliği olan yaşam hakkının korunması ve herkes için sağlığa erişim önceliğinde, bulaşıcı hastalığın yayılmasının önlenmesi, bulaşıcı hastalığın teşhisi ve kontrolü, vaka yönetimine yönelik faaliyetler ile yürütüldüğü görülmektedir. Sağlık sistemi çalışanlarının bu süreçte hem mesleki hem de kendi yaşam alanlarında zorlukların derinleştiği tartışma götürmez bir gerçekliktir. Gündemde olan, COVID-19 sebebiyle geçici velayeti anneden alınması haberine değinmeden önce boşanmış ya da boşanma aşamasında olan kişilerin müşterek çocuğa yönelik sorumluluklarına değinmek yerinde olacaktır.

Velayet kavramından bahsetmek gerekirse; ana veya babanın, ergin olmayan çocuklarının veya kısıtlanmış ergin çocuklarının kişi varlığına, malvarlığına ve bu iki husus hakkında onları temsiline ilişkin sahip oldukları hakların ve yükümlülüklerin tümüne denilmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’un velayet hakkına ilişkin 335. maddesinde, ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velayeti altında olduğu, yasal sebep olmadıkça velayetin ana ve babadan alınamayacağı belirtilmek suretiyle evlilik ilişkisi süresince velayet hakkının ve bu kapsamdaki yetkilerin ortak kullanımı düzenlenmiştir. TMK’nın 336. maddesinde evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın velayeti birlikte kullanacağı, ortak hayata son verilmesi veya ayrılık hâlinde hâkimin velayeti eşlerden birine verebileceği, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde velayetin sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa ait olduğu hüküm altına alınmıştır.

Boşanma davası devam ederken müşterek çocuk ile ilgili geçici velayet kararı verilebilir. Her ne kadar  “tedbiren” ya da “geçici” velayet ifadeleri kullanılsa da Türk Medeni Kanunu 182. maddesi kapsamında bir “Velayet Hakkı”  söz konusu değildir. Zira TMK 169. maddesinde “çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri” denilmek suretiyle bunun bir velayet hakkı olmadığı, çocuğun bakımı ve korunmasına ilişkin bir önlem olduğu belirtilmektedir.

Her şeyden önce çocuğun üstün yararı gözetilmek zorundadır. Velayet hususu kural olarak kamu düzenine ilişkindir ve velayete ilişkin davalarda re’sen araştırma ilkesi uygulandığından hâkim, tarafların isteği ile bağlı değildir. Velayetin değiştirilmesine ilişkin tarafların talepleri değerlendirilirken ebeveynlerin taleplerinden ziyade çocuğun üstün yararı göz önünde tutulmaktadır. Ebeveynlik tutum ve davranışlarını içeren ebeveynlik kapasiteleri (bakım gözetim ve koruma alanları)  çocuğun gelişimsel özellikleri ve gereksinimleri, fiziksel ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halinin sağlanmasına açısından gerekli tüm bilgiler dikkate alınarak ve uzmanlar tayin edilip araştırılarak değerlendirilir.

Örneğin; Anne ve baba ile görüşmeler, çocuk görüşmeleri, ortam ve koşullara ilişkin çevre incelemesi, kaynak kişilerden bilgi alma gibi bir dizi araştırmalar yapılmakta, araştırma sonucunda elde edinilen bilgiler bütünlüklü bir değerlendirme ile rapor olarak mahkemeye sunulmaktadır.  Söz konusu araştırma ve raporlamalar öncelikle Cumhuriyet Başsavcılıklarına bağlı olarak kurulan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü bünyesinde görevli sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, pedagoglar tarafından gerçekleştirmektedir. Bazı vakalarda çocuk psikiyatrisi ve yetişkin psikiyatri uzmanları tarafından değerlendirmeler yapılmaktadır.

Velayet sahibi olmayan ebeveynin çocukla görüşmesine olanak sağlanamadığı durumlarda ebeveynin çocuklarıyla görüşmesi amacıyla alternatif en uygun görüşme olanakları sağlanmalı, mevcut şartlarda dijital sistemler devreye alınarak, çocuk ve ebeveynin dijital ortamda görüntülü ve sesli bir şekilde bir arada vakit geçirmelerinin sağlanması çocuk-ebeveyn bağının sürdürülmesine olanak sağlayacak bir yöntemdir. Bunun için ayrılmış ebeveynlerin sağduyulu makul ve esnek bir yaklaşım sergileyecek iş birliği geliştirmesi yine çocuk yararına uygulamalardır.

Ebeveynler, temaslı ya da virüs bulaştığına yönelik bir şüphe geliştirdiklerinde karşı tarafa bu durumu açıklamalı veya ebeveynlerden birisi COVID-19 testi pozitif ise de karantina sürecinde tıbbi olarak iyileşinceye kadar çocukla teması olmamalıdır. Öte yandan çocuğun COVID-19 testi pozitif olduğunda ebeveyn çocuğun tedavilerini başlatarak çocuğun daha fazla kişiyle temasını önleyecek ortam ve koşulları sağlama yükümlülüğündedir.

Çocukların virüsten daha az etkilendiğine yönelik bilgiler bulunmasına karşın virüsün yayılmasına veya ebeveynlerin grip veya soğuk algınlığı ile karıştırmasına neden olabileceği de göz ardı edilmemeli ve çocuk virüsün herhangi bir olası semptomunu sergiliyorsa karşılıklı bilgilendirmeye dikkat edilmelidir. Ayrıca her bir ebeveyn kendi yaşam olanakları doğrultusunda çocuğu riskten korumak için nelere dikkat ettiğini ve çocuğa özel nelere dikkat edileceğine yönelik karşılıklı olarak birbirlerine bilgilendirme yapmalıdırlar.

Yaşanan süreçler olağanüstü güç koşulları içermektedir. Ebeveynler ve çocuklar için son derece zorluklar içeren bugünlerde esnek olmayan ebeveyn tutum ve davranışları, ortaya çıkabilecek hukuksal süreçlerde ve çocuk koruma profesyonelleri için dikkate alınan hususlardandır.

Pandemi döneminde mahkeme sürecine yansıyan kişisel ilişkinin düzenlenmesi ve velayetin tedbiren/geçici olarak değiştirilmesi durumları her olay özelinde, kendi şartları çerçevesinde değerlendirilmeli ancak her durumda çocuğun menfaatleri üstün tutulmalıdır. Herkes için yıpratıcı, yıkıcı olan ve ne zamana kadar devam edeceğini bilmediğimiz bu olağanüstü dönemde; ebeveynlerin de yargı mercilerinin de uzmanların da daha hassas ve yapıcı davranması gerektiği kanaatindeyim.

Az önce de belirttiğim gibi, her iki ebeveyn açısından bir sosyal inceleme yapılarak durumun raporlanması, çocuğun sağlık durumu, çocuğun isteği gibi hususlar değerlendirildikten sonra karar verilmesi çok daha uygun olacaktır.

 

SOSYAL MEDYADA TAKİP İÇİN;

İnstagram.com/cglldrsn

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT