Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

Vatan Partisi MKK Üyesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Halk hareketleri

A+A-

Latin Amerika’dan Asya’ya, dünyanın çeşitli ülkelerinde son zamanlarda görülen “Halk hareketleri” üzerinde düşünmek gerekiyor. Kimileri bu hareketlerde geleceğin “Dünya Devrimi”ni görüyor. Öyle midir?

Başlı başına hareketin kendisinde “keramet”  arayan anarşist anlayışın, ortaya çıktığı günden bu yana, gerçekte karşı olduğunu iddia ettiği sisteme hizmet ettiği biliniyor. Her türlü “hareketi” kutsayan anlayışlar bugün de, bu hareketleri yönlendirerek emperyalist amaçlarını gerçekleştirmek isteyen merkezlerin propagandasına yardımcı oluyorlar! Ne demek istediğimizi son yirmi yılın bazı önemli kitle hareketlerinden örnekler vererek açıklayalım:

“Turuncu Devrimler”den “Arap Baharı”na kitle hareketleri

1990’larda ABD ve müttefiklerinin bağlantısızlar hareketinin liderlerinden Yugoslavya’yı parçalama operasyonunda “kitle hareketi” etkin bir şekilde kullanıldı. Sırbistan’da faaliyet gösteren OTPOR hareketinin arkasında Atlantik ittifakı vardı. OTPOR’u, bugün de anmamıza neden olan özelliği, tarihte ilk olarak kitle hareketini örgütlemede, sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanmasıdır.

Yaygınlaşan internet ve cep telefonları, haberleşmede ve kitleleri seferber etmede yeni olanaklar yaratmıştı. Sırbistan’da 1990’ların sonlarında Srdja Popoviç adlı bir genç tarafından gerçekleştirilen uygulama sonrası oluşturulan CANVAS adlı yapılanma, ABD için başka ülkelerde sonraki yıllarda yapacağı müdahalelerde kullanacağı “aktivistleri” yetiştireceği bir okul oldu. Sırbistan deneyimi daha sonra Gürcistan ve Ukrayna’da gerçekleşen “turuncu devrimlerde” de başarıyla uygulandı.

2000’li yılların başında, başta Mısır olmak üzere çeşitli Arap ülkelerinden gençler Sırbistan’da eğitildi. Mısır’da halk hareketinin başlangıcının, Esma Mahfuz adlı bir genç kızın, 18 Ocakta internet üzerinden yaptığı bir çağrıyla 25 Ocak’da halkı Tahrir Meydanı’na çağırması ve sosyal medya üzerinden bu çağrının gördüğü yaygın destek ile başladığını düşünürsek, ABD’nin Yugoslavya, Gürcistan ve Ukrayna örneklerinden ne ölçüde yararlandığını görürüz. Mısır Hükümetinin tehlikeyi görüp sosyal medyanın kullanılmasına getirdiği yasak, Google’ın uydu üzerinden yaptığı müdahale ile boşa çıkarıldı. Yani Batılı emperyalist devletler boylu boyunca en ince detayına kadar “Arap Baharı”nın içindeydiler.

İran’daki hareketlenme

Benzer bir oyun şimdi İran’a yönelik olarak sahneleniyor. Tehran Times Genel yayın Yönetmeni Muhammed Gadiri, benzin zammı üzerine patlak veren gösteriler ile ilgili olarak şunları söylüyor: “Emperyalist uydu ağları, özellikle de resmi ve özel pek çok twitter hesabı, son birkaç gündür İran İslam Devrimi’ne karşı büyük boyutlu bir savaş yürütüyor. Tüm güçleriyle yükleniyorlar. Sosyal ağ yöneticileri de İran yanlısı medya ve hesaplara yönelik sınırlayıcı, ayrımcı ve haksız uygulamalarda bulunuyor. Twitter’da İran’ı savunan etiketler sınırlanıyor, hesaplar engelleniyor.” (Aydınlık, 21 Kasım 2019)

Son bir yılda yoğun kitle hareketlerine sahne olan Bolivya, Venezuela, Lübnan, Irak, İran gibi ülkelerin ABD’nin hedefinde olan ülkeler olması yeterince düşündürücüdür. Irak, İran ve Venezuela önemli petrol üreticisi ülkelerdir. Bolivya stratejik önemdeki lityum rezervlerinin yüzde 70’ine sahiptir. Ve Lübnan, emperyalist saldırı altındaki Suriye’nin dünyaya açılan biricik nefes alma borusudur.

Bütün bu ülkeler ABD’nin en büyük rakibi Çin’le iyi ilişkileri olan ülkelerdir. Çin ekonomisinin önemli hammadde kaynaklarıdır. Hong Kong’daki “kitle hareketi”nin içindeki ABD eli yeterince alenidir ve amaç en büyük rakip Çin’i içerden meşgul etmektir.

Söz konusu ülkelerdeki yönetimleri hedef alan kitle hareketlerini, bu gerçeklerden bağımsız olarak düşünemeyiz.

Temel çelişme

Günümüz dünyasının temel çelişmesi, emperyalist sistem ile gelişmekte olan dünya arasındaki çelişmedir. Bu çelişme somut olarak kendisini bugün milli devletler ile ABD emperyalizmi ve müttefikleri arasındaki mücadeleyle ortaya koyuyor.

Halk hareketlerine bu temel mücadele perspektifinden bakmak gerekir.

Arap Baharı hareketi ekonomik nedenlerle patlak verdi. Ama hemen ardından ABD destekli Müslüman Kardeşlerin denetimine girdi ve ABD’nin Arap dünyasını daha fazla kontrol altına alma amaçlarına hizmet etti.

Gürcistan ve Ukrayna’da sokaklara dökülen kitlelerin de hiç şüphesiz bazı haklı talepleri vardı.  Ama sonuç olarak ABD tarafından kontrol edilen örgütlerin denetimindeydiler ve iki ülkede de ABD işbirlikçisi yönetimlerin işbaşına gelmesine hizmet ettiler.

Bolivya’da sonuç olarak anti emperyalist Morales hükümetinin yıkılmasına yol açan hareketin, ABD tarafından yönlendirildiği gözler önündedir. Aynı senaryo Venezuela’da da sahnelenmişti ama başarısızlığa uğradı.

İran bağımsızlıkçı politikası ile ABD’nin bölge hesapları önünde ciddi bir engeldir. “Kuşak Yol Projesi”nin kilit ülkelerindendir. Önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahiptir. Yani ABD’nin hedefi olması için çok nedeni var.

Aynı durum, son yıllarda “kontrolden çıkmakta olan” Irak için de geçerlidir. Vb. vb.

Günün görevi

Durup dururken kitle hareketi olmaz. Kitleler sokaklara, birleri istedi diye çıkmaz. Her kitle hareketinin arkasında nesnel bir takım nedenler bulunur. Son 40 yıldır uygulanan neo liberal ekonomik politikalar, sosyal devletin tahrip edilmesi, milli devletlerin uğradığı yıkım sonucu kitlelerin yoksullaşması, gelir dağılımındaki büyük adaletsizlik vb. vb.

Emperyalist sistem başlıca sorumlusu olduğu bu durumu, şimdi de kontrol ettiği araçları devreye sokarak gene kendi amaçları için yönlendirmeye çalışıyor.

İşte bu noktada kitle hareketinin gerçekten daha iyi bir dünya için mücadeleye mi yoksa emperyalist merkezlerin zulüm, katliam ve yağma düzenine hizmet için mi kullanıldığı sorusu önümüze geliyor.

Ama burada son derece önemli başka bir “görev” karşımıza çıkmaktadır.

Elbette bütün bu ülkelerdeki devrimci Partilerin görevi, kitlelerin taleplerine sahip çıkarak ve kitle hareketine önderlik ederek emperyalist merkezlerin kitle hareketi içine ajanlarını sokarak manipüle etme gayretlerini boşa çıkarmaktır.

Devrimci partiler bu görevleri yaparken, bir yandan kitlelerin taleplerine sahip çıkarak, kitle mücadelesinde önderliği emperyalizmle ilişkili gerici merkezlere bırakmayacaklar ama öte yandan, emperyalist saldırının esas hedefinin milli devletleri yıkıma uğratmak olduğu gerçeğini unutmayacaklar.

Günün görevi, milli devlet mevzisinde halk kitlelerinin temel taleplerine sahip çıkarak emperyalizme karşı mücadele bayrağını yükseltmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT