1. YAZARLAR

  2. Emrihan Aydın

  3. Ekonomik Kriz ve Bağışıklık Sistemi
Emrihan Aydın

Emrihan Aydın

Detail Haber / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ekonomik Kriz ve Bağışıklık Sistemi

A+A-

Ekonomik olarak hassas bir dönemden geçtiğimiz şu zamanda, bu yazıyı kaleme almak çok yerinde olacaktır. Çünkü ortada sorun yokken yazsaydım; nasıl olsa bir sorun yok denilerek verdiğim tavsiyeler kulak ardı edilecekti. Şimdi de çok ümitli miyim? Değilim, ama en azından bir kişide bile farkındalık yaratsam mutlu olurum. 17 senedir binlerce iş insanına anlattım. Bazılarında farkındalık yarattım bazılarında ise hiçbir iz bırakamadım. Şimdi geriye dönüp baktığımda iz bırakamadıklarımın büyük bir çoğunluğunun iş dünyası sahnesinden silinmiş olduğunu veya durumunun hayallerinin çok gerisinde olduğunu görüyorum.

Hep söylediğimiz bir şey var. Türkler tarih boyunca iki mesleği süregelen zamandan beri yapmaktadırlar: Askerlik ve çiftçilik.

Maalesef iş dünyasına giriş ancak 20. yy. başlarında olmuş. Hatta sanayi hamlesi yapılmak istendiğinde gönüllü girişimci bulunamamış. Hal böyle olunca iş dünyasının dünyada yaşayarak elde ettiği deneyimlere (know-how) bizler yüzlerce yıl sonra ulaşabilmişiz. Bir kişi bir şeyi ne kadar erken elde ederse “sahip olma olgunluğu” o kadar çok olur. Bizlerde iş dünyasında girişimden kaynaklı zenginleşmeyi çok sonradan elde etmişiz. Hal böyle olunca sahip olma olgunluğu, sahip olma şımarıklığının çok gerisinde kalmış. Aslında işin özeti bu…

Ekonomik güç ve istikrara iki açıdan bakmak gerekir: Birincisi, mikro ölçekte şirketlerin marka değerinin oluşması ve sürekli artması. Diğeri ise makro ölçekte şirketlerin bir araya gelerek oluşturduğu reel sektör ile kamunun toplamından oluşan ülke ekonomisi. Ekonomik dalgalanmanın olduğu dönemlerde gerek makro gerek mikro ölçekte yapının güçlü olması, dalgalanmanın az hasarla ve/veya hasarsız olarak atlatılmasını sağlar.

Makro ölçek bu yazımızın konusu olmadığı için değinmeyeceğiz. Bizi esas ilgilendiren mikro ölçekteki şirketlerin durumudur.

Bir girişime başlanmasından doyum noktasına ulaşmaya, eski başarıların beklenmesinden çöküş dönemine kadar her aşamasında dikkate değer bir konu var: O da yatırım.

Proje denildiği zaman, yakın tarihe kadar mühendislik konusu aklıma gelirdi. O yüzden yatırım deyince aklımıza inşaat, şirket, fabrika, araç vb. şeylerin alımı geldi değil mi? Eğer bunlar geldiyse ve siz bir girişim sahibiyseniz (yani iş adamı/girişimci/patron/big boss - adına ne derseniz) şirket sahiplerine söylediğim tek konu var. Yatırım deyince aklınıza beşeri yatırım gelsin. Varsın fazla mal mülk olmasın. Ofisiniz orta standartta, gösterişten uzak ve sade bir hayatınız olsun. Ama şirketinizin beşeri yatırımı fazla olsun. Güzel bir fabrika yapabilirsiniz ama bir deprem o fabrikayı saniyeler içinde yerle bir edebilir. Ancak beşeri yatırımı olan bir şirketi yerle bir etmek için aylar hatta yıllar gerekir. Şirketiniz için bir milat belirleyin ve beşeri yatırım yapın.

Gazetelerde havalı başlıkları okuruz. X şirketinin kasasındaki nakit miktarı ülkemizin devlet kasasında bulunan miktardan fazla diye. Çok havalı değil mi? Peki böyle bir haber okuduktan sonra şunu düşünüyor muyuz? Ya X firması bu kadar nasıl başarılı olabilmiş? Neyi doğru yapmışlar ya da neyi yapmamışlar? Hataları ne olmuş? Şirketin sahibinin hayatı nasıl? İşleri hep mi yaver gitmiş? Zorluklar karşısında ne gibi duruş sergilemiş? Bence çoğumuz böyle bir haberi okuduktan sonra vay be! diyoruz. O kadar.

Filme girişimden önce başlıyoruz. Maalesef ülkemizde en büyük sorunlardan bir tanesi, bana göre en önemlisi, sermaye yetersizliği ile kurulan şirketlerdir. Bu şekilde kurulmuş şirketler kamçı etkisi ile ilerliyor. Ne demek kamçı etkisi? Parasızlık için kurulan şirket sahipleri hırslanıyor. İleride param olursa şunu veya bunu yapacağım diyor. Bu durum girişimciyi kamçılıyor. Daha çok çalışıyor ve çalıştıkça da daha çok kamçılıyor. Sonuç olarak belli bir varlığa ulaşınca elde edilen kaynak şirkete değil doğrudan patrona gidiyor. Sonra patron altına sıfır model bir araba çekiyor. Odasına geçiyor ve bir kahve söylüyor. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra arkasına yaslanıyor. Ve kendi kendine diyor ki: “Çok sıkıntı çektim ama değdi.” Film karesi gibi oldu değil mi? Evet belki senaryo böyle ilerlemeseydi bile patronun içinden buna yakın düşünceler geçiyor. İşte kamçının görevi burada bitmiş oluyor. Hele ki ülkede işler yolundaysa hiç sorun yok. Böyle birisine rastlarsanız lütfen yanına gidin ve deyin ki: Şirketine ne yatırım yaptın? Kaç tane markan var? Markana ne gibi yatırım yapıyorsun?

Bu bir teknik yazı değildir. Okuma oranının bu kadar düşük olduğu bir ülkede teknik bilgilerle, istatistiklerle bir yazı hazırlasam inanıyorum ki bu satırlara kadar gelemezdin. İlk paragrafta kapanmıştı yazı.

Yazımın esas mesajını vermek gerekirse, iş adamlarına çağrım şu: Kriz, ekonomik dalgalanma gibi şeylere bahane bulacağınıza, markanıza yatırım yapın. Beşeri yatırımın anlamını çok iyi özümseyin. Sorunu makro ölçekte arayacağınıza mikro ölçekte kendinize bakın. Unutmayın ki bir şirketin büyüklüğü ne olursa olsun; o şirketin vizyonu liderinin vizyonu kadardır.

Vücudun bağışıklık sistemi ne kadar güçlü olursa, mikrop o kadar az zarar verir.


SOSYAL MEDYADA TAKİP İÇİN;

Twitter.com/emrihan_aydin

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT