1. YAZARLAR

  2. Münire Polat

  3. Duygu sofrası
Münire Polat

Münire Polat

Uzman Psikolog
Yazarın Tüm Yazıları >

Duygu sofrası

A+A-

Sizi bilmem, ama ben en çok sevdiklerimle yemek yediğimde keyif alır o yemeklerin lezzetini onlarla geçen zamandan aldığını ve iştahımın sevdiklerimin yanında arttığını gözlerim. Özellikle yemek saatlerini sevdiklerimle olacaksa dört gözle beklerim. Soframda bir gülüşün, sıcak bir sohbetin çorbanın sıcağından daha çok içimi ısıttığını bilirim. Ancak duygu sofrasında durumun böyle olmadığını; istenmeyen misafirlerin hazımsızlık yarattığını ve beraberinde iştahımı kapattığını görüyorum. İstenmeyen misafirler kimler, diyecek olursanız şu sevmediğimiz, bizi sıkan olumsuz (!) denilen duygular var ya üzüntü, kaygı, korku gibi onları kastediyorum. Peki, bu duygular da insanın varoluşundan beri tıpkı mutluluk gibi hayatımızda mevcutsa neden bunlara kabulumüz yok? Çünkü insan, hedonik bir varlık  ve sürekli olarak  haz peşinde koşuyor. Tıpkı Schopenhauer'in dediği gibi “İnsan tüm hayatını kendini mutlu edecek şeylerin peşinde koşarak geçirir ancak sonu hayal kırıklığıdır. Mutluluk anının da geçici olması hasebiyle  bu arayışın sonunun hayal kırıklığı olması çok muhtemel. Dolayısıyla insanoğlu eninde sonunda istemediği misafirlerle karşı karşıya kalıyor ve  duygu sofrasında onlara da yer vermek zorunluluğu hissediyor. Madem hayal kırıklığı, üzüntü kapıdan kovamadığımız bir misafir, onları soframıza  iştah kaçırmadan  yemeğe ve yaşamaya devam etmek adına nasıl ağırlamak gerekir? 

Bana kalırsa bunun tek yolu “ kabul” İlk duyduğunda insana itici geliyor; hatta kabulü teslimiyet, tamamen vazgeçmek gibi algılama ihtimali çok yüksek ancak kastedilen mana biraz daha derin. Eğer yağmuru sevmiyorsak şikâyet ederek söylenmek tercih edilebilir. Onu reddetmekse işe yaramayacak ve hatta fazlasıyla ıslanmamıza sebep olacaktır. Bunun yerine kabul ederek “ Evet, yağmur var şikâyet etmek durumu değiştirmeyecek ancak yağmura rağmen işlerimi halletmem gerek diyebilirsek;   belki şemsiye alır, yağmurluk giyer işimizi kolaylaştırmış oluruz. Bu sayede hem kabul göstermiş hem tedbir durumuna geçerek hayatımıza kaldığımız yerden devam etmiş oluruz. Üzüntü yağmur gibi değil ki ya da korku  içimdeki benin hareketini kısıtlıyor diyecek olursanız bunun  da kabulsüzlükle alakalı olduğunu maalesef söylemem gerekir. Koşullanmamız tıpkı benim yemek soframdaki gibi sevdiklerim olsun yoksa iştahım kaçar yönünde. Ancak görüyorum ki her zaman sevdiklerimle olmak sıkıcı gelebiliyor. Bazen yeni kişileri tanımak biraz rahatsızlık verse de yeni yemeklerin tadına bakmak gibi beni bir keşif yolculuğuna sürüklüyor. Yeni yemekler yeni baharatlar gibi yeni insanlar farklı duyguları soframa aldığımda kendimin güçlü ya da güçlenmeye meyleden yönlerimi görüyorum. Geriye dönüp baktığımda acının, hüznün varlığına rağmen, iştahsızlığıma rağmen yaşamaya devam edebildiğim için kendimi önce alnımdan sonra omuzlarımdan öpesim geliyor. Vay be diyorum! Zoru basitleştirebilmiş olmanın zevki yolculuğumu  daha anlamlı kılıyor belki iştahsızlıktan biraz kilo kaybetmiş oluyorum ama ruhumun güçlendiğini hissetmek dizlerime kuvvet veriyor ve yere daha sağlam basıyorum.  
 Bugün  sizin evinize misafir kim gelir bilmiyorum ama duygu sofranıza  geleni istemeseniz bile  “kabul” ile karşılamanın, iştahsızlığınıza rağmen size güç katacağını biliyorum.  Bu güçle adımlarınız sağlam  ve yolculuğunuz anlamlı hale geliyor. Güçlü adımlarla olsun yolunuz açık olsun.  

Sizi bilmem, ama ben en çok sevdiklerimle yemek yediğimde keyif alır o yemeklerin lezzetini onlarla geçen zamandan aldığını ve iştahımın sevdiklerimin yanında arttığını gözlerim. Özellikle yemek saatlerini sevdiklerimle olacaksa dört gözle beklerim. Soframda bir gülüşün, sıcak bir sohbetin çorbanın sıcağından daha çok içimi ısıttığını bilirim. Ancak duygu sofrasında durumun böyle olmadığını; istenmeyen misafirlerin hazımsızlık yarattığını ve beraberinde iştahımı kapattığını görüyorum. İstenmeyen misafirler kimler, diyecek olursanız şu sevmediğimiz, bizi sıkan olumsuz (!) denilen duygular var ya üzüntü, kaygı, korku gibi onları kastediyorum. Peki, bu duygular da insanın varoluşundan beri tıpkı mutluluk gibi hayatımızda mevcutsa neden bunlara kabulumüz yok? Çünkü insan, hedonik bir varlık  ve sürekli olarak  haz peşinde koşuyor. Tıpkı Schopenhauer'in dediği gibi “İnsan tüm hayatını kendini mutlu edecek şeylerin peşinde koşarak geçirir ancak sonu hayal kırıklığıdır. Mutluluk anının da geçici olması hasebiyle  bu arayışın sonunun hayal kırıklığı olması çok muhtemel. Dolayısıyla insanoğlu eninde sonunda istemediği misafirlerle karşı karşıya kalıyor ve  duygu sofrasında onlara da yer vermek zorunluluğu hissediyor. Madem hayal kırıklığı, üzüntü kapıdan kovamadığımız bir misafir, onları soframıza  iştah kaçırmadan  yemeğe ve yaşamaya devam etmek adına nasıl ağırlamak gerekir? 

Bana kalırsa bunun tek yolu “ kabul” İlk duyduğunda insana itici geliyor; hatta kabulü teslimiyet, tamamen vazgeçmek gibi algılama ihtimali çok yüksek ancak kastedilen mana biraz daha derin. Eğer yağmuru sevmiyorsak şikâyet ederek söylenmek tercih edilebilir. Onu reddetmekse işe yaramayacak ve hatta fazlasıyla ıslanmamıza sebep olacaktır. Bunun yerine kabul ederek “ Evet, yağmur var şikâyet etmek durumu değiştirmeyecek ancak yağmura rağmen işlerimi halletmem gerek diyebilirsek;   belki şemsiye alır, yağmurluk giyer işimizi kolaylaştırmış oluruz. Bu sayede hem kabul göstermiş hem tedbir durumuna geçerek hayatımıza kaldığımız yerden devam etmiş oluruz. Üzüntü yağmur gibi değil ki ya da korku  içimdeki benin hareketini kısıtlıyor diyecek olursanız bunun  da kabulsüzlükle alakalı olduğunu maalesef söylemem gerekir. Koşullanmamız tıpkı benim yemek soframdaki gibi sevdiklerim olsun yoksa iştahım kaçar yönünde. Ancak görüyorum ki her zaman sevdiklerimle olmak sıkıcı gelebiliyor. Bazen yeni kişileri tanımak biraz rahatsızlık verse de yeni yemeklerin tadına bakmak gibi beni bir keşif yolculuğuna sürüklüyor. Yeni yemekler yeni baharatlar gibi yeni insanlar farklı duyguları soframa aldığımda kendimin güçlü ya da güçlenmeye meyleden yönlerimi görüyorum. Geriye dönüp baktığımda acının, hüznün varlığına rağmen, iştahsızlığıma rağmen yaşamaya devam edebildiğim için kendimi önce alnımdan sonra omuzlarımdan öpesim geliyor. Vay be diyorum! Zoru basitleştirebilmiş olmanın zevki yolculuğumu  daha anlamlı kılıyor belki iştahsızlıktan biraz kilo kaybetmiş oluyorum ama ruhumun güçlendiğini hissetmek dizlerime kuvvet veriyor ve yere daha sağlam basıyorum.  
 Bugün  sizin evinize misafir kim gelir bilmiyorum ama duygu sofranıza  geleni istemeseniz bile  “kabul” ile karşılamanın, iştahsızlığınıza rağmen size güç katacağını biliyorum.  Bu güçle adımlarınız sağlam  ve yolculuğunuz anlamlı hale geliyor. Güçlü adımlarla olsun yolunuz açık olsun. 


SOSYAL MEDYADAN TAKİP İÇİN;

Twitter.com/PolatMunire

İnstagram.com/psikologmunirepolat

Facebook.com/Psikolog-Munire-Polat

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT