1. YAZARLAR

  2. Özge Damla Yağış

  3. Dereden Kaçamazlar.
Özge Damla Yağış

Özge Damla Yağış

Detail Haber / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Dereden Kaçamazlar.

A+A-

Sokakta gezerken ya da otobüs durağında beklerken kitap tanıtım afişlerinin her iki günde bir değiştiğini siz de fark ettiniz mi?  Kitapçılarda gezerken(!) özellikle en çok satanlar bölümünde raflarda adını hiç duymadığınız yazarların kitaplarını da gördünüz mü peki ? Yoksa bir tek benim mi dikkatimi çekiyor bu saçmalık ? Bu kitaplar arasındaki en büyük ortak özellik olan hazır fotoğraf kullanılan dış kapakları sizlerin de dikkatini çekmiyor mu gerçekten ?
Kaliteli yazının, yazar becerisinin, okuyucu araştırmasının, anlam derinliğinin, nitelikli bilginin, kültürün, edebiyat külliyatının önemsenmediği; kalitesiz olanın, sığ, beceriksiz, kültürsüz ama popüler olanın önemsendiği günümüzün çürümüş ortamı; edebiyat gibi koskoca bir kavramı bile içine çekiyor bir bataklık gibi. Bağımsız yayıncıların yanı sıra bu kalitesizliği bir pazar açığı olarak fark edenler de, fırsattan istifade bu sözde edebiyatı donanımsız okura süsleyerek sunuyor.
Dolu olmamalarına rağmen sosyal medya sayesinde popülerleştirilen ilk kuşak sözüm ona yazarların basite kaçma alışkanlıklarını kitap yazma heveslerinde de sürdürmeleri ile önümüze çıkarılan bomboş sözde edebiyat örneklerinin çıkar gözetilerek pohpohlanmaları ile büyük kar sağlayan yayıncılar oldu. Popüler kültüre sırtını dayayan, araştırmadan yazan yazarlar, yüzeysel ve çabuk tüketilen bu kitaplar; politik baskı ve ekonomik sıkıntılar içinde gittikçe mutsuzlaşan ve düşünmekten kaçanlara adeta kakalandı. Bu kitaplar satıldıkça da yenileri basıldı. Kişiler kitap yazdıklarını, yayıncılar kitap bastıklarını, insanlar da kitap okuduklarını sandı. Sonrasında, zamanında kültür sanat ile uğraşan ve dönemin iktidarıyla birlikte el değiştirince işsiz kalan bir grup insan kitap yazmaya karar verdi; dertleri hem isimlerini unutturmamak hem de para kazanmaktı. Çoğu politik gündemden, gerçek insanların acılarından nemalandı ve bunların da ‘dostları’ tarafından reklamları yapıldı. O dönem en çok Gezi’nin ekmeğini yediler. Şimdi size sorsam üzerinden seneler  geçmiş olmasına rağmen Gezi ile alakalı, birden fazla kuşağa hitap edebilecek nitelikli edebiyat eseri önerebilir misiniz? Ben öneremem.
Toplumu derin bir bilgisizliğe ve kültürsüzlüğe sürükleyen kendi çapında duyar kasan araçlardan birinin bu kitaplar olduğu ise uzun bir süre anlaşılmadı. Bu mevzu edebiyatı ciddiye alan donanımlı okur kitlesi için muhabbet arasında alay konusu olarak geçiştirildi. Ancak edebiyatta artan niteliksiz nicelik ortada ciddiye alınması gereken bir problem olduğunun göstergesi. Bir yandan neslin bir kısmı ecdadının peşinden sürüklenerek nadasa yatırılırken, bir yandan da iyi eğitim göremeyen umursamaz bir nesil yetişmekte. İşsizlik, kitap basmanın kolaylaşması, kötü yayın evlerindeki artış, kitap sektöründeki iş tanımlarının geçersiz bir hal alması, editör olmanın ciddiyetinin hala kavranmamış olması gibi devam eden pek çok sebep hala var olduğu sürece bu durum değişecek gibi gözükmüyor. Ama bana kalırsa her çürümenin başı, gerçeği inkar edecek derecede egoist insanoğlu. Aynen Jean de La Fontaine masallarından birinde anlatıldığı gibi... Lakin derelerden kaçamazlar... Görecekler...

Kendinden başkasını sevmeyen biri,
En güzel insan sanıyormuş kendini.
Aynaları bozuk olmakla suçluyormuş,
Bu aldanış içinde pek de mutluymuş.
Talih perisi bir hayli uğraşmış,
Saplantısından kurtarmak için adamı;
Boyuna sürüyormuş gözleri önüne
Bayanların sessiz danışmanlarını;
Evlerdeki, dükkanlardaki aynaları;
Çapkınların ceplerindeki,
Güzellerin kemerlerindeki aynaları.
Ne yapsa beğenirsiniz bizim Narsist?
İn cin uğramaz yerlere gitmiş,
Aynalara dayanamaz olduğu için.
Ama gittiği ıssız yerde
Pırıl pırıl kaynaktan çıkan derede
Görmüş yine kendini, küplere binmiş;
Burada da çıktı karşıma demiş,
Bu aslı astarı yok görüntü.
Elinden gelen her çareye başvurmuş
Suya çevrilmesin diye gözü.
Ama o kadar güzelmiş ki dere
Bir türlü ayrılamıyormuş biçare.
Anlıyorsunuz değil mi,
Nereye getirmek istiyorum sözü?
Hepinize söylüyorum:
Gerçeğe böylesine sırt çevirme
Hepimizin beslediği bir hastalıktır.
Ruhumuz, bu kendine aşık adam,
Aynalar, hep başkalarının sersemlikleri,
Aynalar, bizim kendi kusurlarımızı
Olduğu gibi gösteren ressamlardır.
Dereye gelince, bilmeyen var mı dereyi:
La Rochefoucauld’un Özdeyişleri.
La Fontaine, İnsan ve İmgesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT