Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci

Detail Haber / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

İçimizdeki Düşman

A+A-

DERVİŞİN GÜNCESİ 

Derin bir nefes aldıktan sonra “içimizdeki düşman!” dedi Mürşid. Derviş şaşkınlık içerisinde etrafına bakındı. Gözleri dergahta düşman arar gibiydi. Bütün dervişler göz ucuyla bir süre öylece birbirlerine bakınıp durdular. Dervişlerin bu şaşkın halleri mürşidin dikkatinden kaçmadı. Aslında beklediği tepki bundan başkası da değildi. Zira “İnsanoğlu düşmanı daima kendi dışında, yakın ve uzak çevresinde aramayı adet edinmiş bir varlıktı. Mürşid istediği ortamın olgunlaştığını görünce “Nefs!” dedi yüksek sesle. Bir soruyu cevaplar gibi cümlesini tamamladı; “İçimizdeki düşman nefstir!”. Adını sıkça duymakla birlikte mahiyetini bilmedikleri bu düşman, dergahtakileri tefekküre sevk etmişti. Derviş farkında olmadan şöyle bir kendisini yokladı. İçindeki düşmanı tanımak dürtüsüyle anlamsız hareketler yaptı.   Düşünmeye başladı. Sessizce mırıldandı; “İçimde!.. İçimde bir düşman var demek!”  Ama nasıl teşhis edecekti? Mürşidinin dikkat çektiği düşman hariçte olsaydı kolayca teşhis edebilir, tanıyabilirdi. Ne var ki hal böyle değildi. Korku ile karışık bir tedirginlik kapladı içini. Sonra ruhundan bir feryadın yükseldiğini hissetti. O feryad, “Allahım! İçimde bir düşmanla mı yaşıyorum?” diyordu.  Mürşid Derviş’in iç dünyasında oluşan kasetli havayı biraz daha koyulaştıracak farklı bir ses tonuyla yeniden seslendi;  “Cinnet, şüphe, korku benim eserim / Sıcak kalbinizde gizlidir yerim / Bir kurdum ki, sizi hep diş diş yerim / Ve gezerim her gün elbisenizde [1] ”  Nefsin şair dilinden dökülen sıfatlarının terennümüydü bu… İçerdeki düşmanın ne denli tehlikeli olduğuna işaret ediyordu. Bu mısralar Derviş’in endişesini bir kat daha artırmıştı. Bu ne acımasız bir düşmandı? Kalbinde gizlenebiliyor, cinnet, şüphe ve korku yayıyor, için için ruh dünyasını kemiriyor, kan gibi varlığının her yanında gezebiliyordu. Mürşidi Derviş’in düşüncelerini okurcasına anlatmaya devam etti. “Nefs; kandır, candır, benliktir. Doymak bilmeyen yanımız, özümüzdeki isyandır. "Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefs var gücüyle kötülüğü emredendir... [2] "  diyen Hz. Yusuf’un da düşmanı aynı düşmandır. Tehlikenin farkında mısınız Erenler?!!”. Mürşidin bu sorusu Dervişin ruh dünyasında deprem etkisi yapmış gibiydi. Artık tehlikenin farkında olmanın ötesinde bir ruh haline bürünmüştü. Sanki düşmanın elinde zavallı, çaresiz bir esir gibiydi. Mürşid bir süre sessiz kaldıktan sonra bakışlarını tek tek dervişlerin üzerinde gezdirdi. Onların ruh hallerini okumak ister gibiydi. Nihayet sohbetin son halkasında, büzülmüş bir vaziyette oturan Derviş’e gözü takıldı. Mürşidinin kendisine baktığından habersiz nefs  düşmanının mahiyetini kavramaya çalışıyordu derviş. Neye benziyordu bu düşman? İç dünyasına bu kadar nüfûz edebiliyorsa nasıl baş edecekti? Eğer baş edemeyecekse, kim kendisine yardım edebilirdi? Bütün bu sorular aklını karıştırmış, beynini zorlayıp duruyordu. Mürşid Derviş’in içinde bulunduğu ruh halini sezinlemiş bir eda ile tebessüm etti. Dergahtaki diğer dervişlerin de bu azılı düşmanı tanımanın ve yok etmenin nasıl mümkün olabileceği üzerine kafa yorduklarını biliyordu. Bütün bunlar olup biterken Derviş bir çift gözün üzerine doğru odaklandığını hissetti. Başını hafifçe yukarı kaldırıp baktı. O bir çift göz, Mürşid’in göz kamaştıran, gönül yatıştıran derin bakışlarıydı. Yüzündeki tebessüm, gönlünün karanlık dünyasını aydınlatan güneş gibiydi. Derviş bu tebessüm ve bakışların etkisiyle benliğinde bir değişkenlik oluştuğunu fark etti. İçindeki düşmanın korkuyla irkildiğini, ruhundaki kasvetin dağılmaya başladığını hissetti. Bu geçici rahatlama Derviş’i çok mutlu etmişti. Mürşid’i sanki içindeki düşmanı yenebileceği mesajını vermek ister gibiydi. Derviş bu mesajı kısmen de olsa algılamıştı, ama zihninde henüz bir netlik oluşmamıştı. Saniyeler içerisinde olup biten bu bakışmalar ve yaşanmışlıklar Derviş’i zamanın işleyişinden koparmıştı. Bir çift gözün esiri olmuştu. Gözlerini biraz daha büyüten bir bakışla “Yılan’dır!” o dedi Mürşid.  “Yılan!” ismini duyan Derviş’in birden bire midesi bulandı. Kusmak istercesine öne doğru eğildi. Ancak kendini tutmayı başardı. Mürşid’i bu durumu gördükten sonra bakışlarını Derviş’in üzerinden çekerek, sözlerine kaldığı yerden devam etti. “Sûfiler nefsi hayvanlara benzetirler! En çok da Yılan’a benzetirler. Size bir hikaye anlatacağım. Bu hikâye içimizdeki düşmanın hikayesidir:
Atıyla yol alan birisi, yol kenarında bir ağacın gölgesinde uyumakta olan bir adam görür. Adam ağzı açık bir vaziyette uyumaktadır. Bir yılan adamın açık ağzından girmeye çalışmaktadır. Atlı atını mahmuzlayarak yetişip engel olmaya çalışsa da muvaffak olamaz. Yılan uyuyan adamın midesine çoktan inmiştir. Atlı vakit geçirmeden bir topuz darbesiyle adamı uyandırır. Adam neye uğradığını bilmez bir halde acı içinde koşmaya başlar. Atlı hiç durmaksızın adama vura vura bir elma ağacının altına kadar sürer. Bu yetmiyormuş gibi adamı yerdeki çürük elmaları yemeye zorlamaktadır. Adam lanetler okuyarak topuz korkusuyla çürük elmaları yemek zorunda kalır. Atlı bir yandan topuzuyla vurarak diğer yandan “Şimdi koş bakalım” diyerek emirler yağdırmaktadır. Adam can havliyle koşmaya başlar. Nihayet midesi bulanır, içinde ne varsa dışına boşaltır. Tabi bu arada yılanı da. Adam karnından çıkan yılanı görünce, şimdiye kadar lanet okuduğu atlının maksadını anlar ve  binlerce teşekkür eder.[3] ”  Derviş, Mürşidinin anlattığı hikayeyi dikkatle dinlemişti. Mürşid’inin “Yılan!” ismini zikrettiğinde midesinin bulanmasının hikmetini de kavramıştı. Mesaj açık ve netti. Hikayede gafletle uyuyan adam kendisiydi. Atlı, uyuyan insanları uyaran nebîler ve nebîler yolunda giden kâmil kişilerdi. Yılan, sürekli kötülüğe teşvik eden içindeki en azılı düşman olan nefs-i emmare idi. Atlının adamı dövmesi ve koşturması, mürşidin müridini riyazet ve mücadeleye sevk etmesiydi. Nefis terbiyesi ve nefisle mücadele olmadan, nefse hâkimiyet sağlanamayacağı son derece açıktı. Yılanın çıkışı ise, nefs-i emmarenin tahakkümünden kurtuluşuydu. Mürşid’i hikayeyi bitirdikten sonra Derviş’e dönerek;

“İçinizdeki Yılan’dan kutulun!” dedi… 
 


 

1- N. Fazıl Kısakürek “Nefs” şiirinden alınmıştır.

2- Yusuf, 12/53

3- Hikâye Mevlânâ’nın (k.s.) Mesnevî’sinden alınmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT