• İstanbul13 °C
  • Ankara8 °C
  • İzmir12 °C
  • Gaziantep10 °C
  • Amasya8 °C

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci / Detail Haber / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci / Detail Haber / Yazar

BİR DOST BULAMADIM

24 Kasım 2015 Salı 06:00

Dervişin iç dünyasını kuşatan yalnızlık giderek derinleşiyordu. Yalnızlık bazen zehirli bir sarmaşık gibi bütün benliğini sarıyor, ruhunu bedeninde kıskaca alıyordu.  Derviş beden çölünde tek başına bırakılmış bir ruh gibiydi. Neye elini uzatsa eli havada kalıyordu sanki. Tek bir şeye yaklaşırken her şeyden uzaklaşmanın sendromu  vardı üzerinde.  Ruh halini anlatmaya yetmiyordu kelimeler.  Zihninde yuvalanan düşünceler bile yalnız bırakmıştı dervişi. Dilinde tekrar edip duran hep aynı sorulardı: “Nedir yetmeyen, yetinemediğim şeyler?  Neme yetmez bunca yeten şeyler?”.

Derviş biraz olsun ferahlamak düşüncesiyle pencereye doğru yürüdü. Pencereyi açtı ve dışarıda esen hafif serinliğin kendisine iyi geldiğini fark etti. “Sokaklar bile yalnızlığı soluyor” dedi içinden. Tek-tük dolaşan karaltılar dışında kimsecikler yoktu etrafta. Gecenin sükûneti çökmüştü sokaklara. Gökyüzüne bakmak, yıldızların göz kırpışını seyretmek iyi gelmişti dervişe. Bir süre öylece kaldı. “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar/ Yeryüzünde sizin kadar yalnızım” şarkısını hatırladı.  Duygulandı. Gecenin sessizliğini yararak kulağına kadar ulaşan içli nağmeleri geç de olsa fark etti. Nereden geldiğini merak etmedi bile. Sadece nağmelerin büyüttüğü sözlere kulak kesildi:

Yakut, mine, zümrüt bana birdir kayalarla
Bir gül dikeninden kanayan el neme yetmez? 
Kâşâne, sedir, sırma, ışık onların olsun; 
Bir köhne kitap, bir sarı kandil neme yetmez
? (Ş. Nihal)

 Derviş çok etkilendi bu mısralardan. “Neme yetmez?” dedi sessizce. Şair bütün değerleri sıfırlayan aşkın bir değere erişmenin sırrına işaret ediyordu. Derviş bu sırrı kavramakta gecikmedi. O aşkın değer, bütün kimsesizlerin kimsesi olan gerçek dosttan başkası olamazdı. Aklı mürşidinin sohbetlerine gitti birden.  Çünkü, mürşidi bu gerçeği anlatmak için, “Ben dost ile dost olmuşum / Kimseler dost olmaz bana” beytini sık sık tekrar ederdi. Dosta ve dostluğa dair ne çok şey işitmişti mürşidinden. Hafızasına yer eden şiirlerin kafiyesi, bitmeyen hikayelerin, romanların, masalların en değerli kahramanı idi dost. Zira dostluğun lisanı ezelde öğrenilmişti. Ayrı bir dili, ayrı bir yeri vardı dostun, dostluğun. Sohbeti, ve tebessümü gibi sükûtu da derindi dostun. Derviş dosta dâir düşüncelere  dalmış gitmişti. Gecenin ruhuna dokunan nağmelerle yeniden kendine geldi. Nağmeler sözleri tutuşturmaya devam ediyordu:

Yanmaz ateşinden deli gönlüm bu diyârın,
Gökten bir alev bağrımı dağlar, neme yetmez?..”

Dostun ateşi başkadır, dedi derviş. Sonra dosta dair düşüncelerini anlattı geceye: Dost ateşi bu diyarın gelip-geçici ateşlerine benzemez. Ezelde yakılmış, ebede dek sönmeyecek bir ateştir bu. Kul Himmet’i seyyah kılıp diyar diyar dolaştıran. Sonunda “Seyyah olup şu âlemi gezerim / Bir dost bulamadım gün akşam oldu” itirafını yaptıran ateş.
O muhabbet ateşi ki; Mutlak dostun dost edindiklerine en kutlu armağanıydı. Dervişi o kutlu armağanın kimlere nasip olduğu düşüncesi sardı. Herkese nasip olur muydu acep? “Müminler Allah’ın dostlarıdır” ayetini hatırladı. Sonra mürşidini düşündü. Onun Allah ile olan hukukunun ve dostluğunun ayrıcalığını fark etti. Halinde, sözlerinde ve davranışlarında bir başkalık vardı. Muhabbet ve mehabeti ile görenleri cezp ediyordu. Allah’ı hatırlatan aydınlık bir yüzü vardı. Huzurunda huzur, kulluğunda teslimiyetin sükûnu hakimdi. Sözleri doğrudan kalplere tesir ediyor, gözleri ruhların derinliklerinde geziyordu. Her davranışında Allah için olma vasfı gözleniyordu. Aşikardı ki,  mürşid bütün bunları bir görev telakkisi ile değil muhabbet ve rıza sâiki ile yapıyordu. Bir dostun dostunu razı etme gayreti ve doğal refleksi vardı üzeride.

Derviş bir Allah dostu portresini mürşidinde görebiliyordu. Tebessüm etti ve böyle bir mürşide sahip olduğu için Allah’a şükretti… Derviş içini ısıtan bu düşüncelerle bir süre daha pencerenin önünde kalmıştı. Gecenin serinliği içine işlemiş olacak ki hafiften ürperdi. Sonra bir kez daha yıldızlara baktı. Onlar karanlığın aydınlık yüzleri gibi parlıyordu. Ve aslında yalnız değillerdi… Gerçek dostun emrine boyun eğerek yeryüzüne göz kırpıyor, dostun muhabbeti ile derveran edip duruyorlardı. Derviş yıldızlardan aldığı ilham ile kendi kendine söylendi: “Bütün dostlukların ser halkasında Allah’a dost olanlar var. Allah dostları karanlık dünyanın yıldızları gibi. O ser halkaya tutunanlar daha çabuk muhabbetullaha ulaşırlar!”. Pencereyi kapattı. Sonra sahip olduğu dostluğa bir kez daha şükretti. “Neme yetmez!” dedi sessizce..

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Editörün Seçtikleri
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 - 2017 Detail Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (531) 319 88 97 | Faks : 0 (342) 231 00 28 | Haber Yazılımı: CM Bilişim