1. YAZARLAR

  2. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci

  3. AŞK’IN ÖLÜMLÜ İLE RANDEVUSU
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci

Detail Haber / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

AŞK’IN ÖLÜMLÜ İLE RANDEVUSU

A+A-

Mürşid rahlesinin başında sessizce oturuyordu. Belli ki murakabeye dalmıştı. Dervişler dergahtaki mânevî iklimin  etkisiyle doyumsuz bir ruh dinginliği içerisinde huzurla bekleşiyorlardı. Gözler dış dünyaya kapanmış, gönüller ilâhî zevkle ötelere dalmıştı. Derviş dergahtaki sükûnun hazzı ile başkaca alemlerde dolaşıyor, bu ânın tadını çıkarmaya çalışıyordu. Dervişin kendinden geçmişliği, aslında kendini bulmuşluğunun bir başka ifadesiydi.  Kalbinin sesi “Keşke hiç bitmese bu sessizlik!” diyordu. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. Mürşidin “Ey Ölümlüler!” nidası duyuldu. Ses tonundaki soğukluk, bakışlarındaki Azrail keskinliği dergahtakileri tedirgin etmişti. En çok da derviş tedirgin olmuştu. Atmosfer bir anda değişti. Ölümün soğuk nefesi savrulmuştu yüzlerine.  Korku ve ürpertiyle hafifçe irkildiler. Dergahtaki mânevi sükûn yerini ölüm sessizliğine bıraktı. Derviş Azrail’in soğuk nefesini ensesinde hissetmişti. Cân kuşu uçtu uçacaktı. Bütün azalarının iflas ettiği hissine kapılmıştı. Bir an öldüğünü zannetti derviş. O kadar ki bir eliyle yüzünü yokladı. Nefesini kontrol etti. Ölmemişti. Ama ölümlü olmanın dayanılmaz ağırlığı üzerine çökmüştü. Mürşid,  dervişin  karmaşık korku dolu ruh haline aldırış etmeksizin sohbetine devam etti. “Can mı gönül bu korkunun nedeni / Hangi engel durdurur ki gideni  / Aşk ordusu kuşatınca bedeni  / Artık son seferin kösüdür ölüm [1] Aşk ordusunun kuşattığı bedenler için ölüm son seferin kösüdür. Buna dur diyecek hiçbir kuvvet yoktur. Çünkü “Her nefis ölümü tadacaktır.” [2] Kösün sesinden ürkenler aşkı tanımayan ham gönüllerdir. Oysa aşkın kösü (ölüm) mâşuka vuslatın son çağrısıdır. Bu yüzden ölüm âşıklar için vuslat hediyesidir. “Öldüğüm gün tabutum yürüyünce / Bende bu dünya derdi var sanma! / Bana ağlama, "Yazık, yazık!" "Vah, vah!" deme! / Şeytanın tuzağına düşersen vah vahın sırası o zamandır / Yazık yazık asıl o zaman denir / Cenâzemi gördüğün zaman "Elfirak, elfirak!" deme! / Benim buluşmam asıl o zamandır.” [3]. Mürşidin ard arda okuduğu bu mısralar dervişin yüz ifadesindeki korkuyu biraz olsun hafifletmişti. Mürşid, ölümün beden aynalarına yansıyan görüntüsünün ötesinde bir gerçekliği ifade ettiğini anlatmak istiyordu. Dervişin bakışlarında oluşan taze merakı şöyle bir süzdükten sonra sohbeti biraz daha derinleştirdi. “Bu gerçeklik aşkın ölümlü ile randevusundan başkası değildir” dedi. Derviş aşk kavramını sanki ilk defa duyuyormuş gibi kulak kabarttı. Mürşidim aşkın hangi boyutundan bahsediyordu acaba? diye sordu kendi kendine. Dervişin aklı hemencecik gönlünü kaptırdığı ilk aşkı Leyla’ya gitti.  Ona karşı hissettiği duyguları hatırladı. Ne çok sevmişti Leyla’yı. Ölümüne… “Ölümüne seviyorum” naralarıyla kendisini hırpaladığı günler canlandı gözünde. “Ölümüne” kelimesine takıldı birden. Yoksa mürşidinin sözünü ettiği, aşkın ölümlü ile randevusu böyle bir şey miydi? Aşkı için ölmek! Aşk ile ölüm randevusunda buluşmak! Sahi aşkın öldürücü gücü var mıydı? Bir ölümlünün Azrail’e teslim etmeye korktuğu can kuşunu Leyla için teslim etmeye can attıran bu duygu ne idi? Derviş bütün bu sorularla alt-üst olmuşken mürşidin cevabı geldi. Aşk, ölümlü için bir âb-ı hayat (ölümsüzlük) iksiridir. Bu aşkın dalı ezeliyette, kökü de ebediyettedir. Bu aşk, Allah’ın (c.c.) ezel bezminde henüz yaratılmamış olan insanlığın ruhlarına; “Ben sizin Rabbınız değil miyim?” [4] hitabıyla başlamıştır, dedi. Mürşid sözün burasında sohbetine ara verdi ve bakışlarını dervişe doğru çevirdi. Derviş Leyla ile ilgili yaşanmışlıklarını düşünmekten henüz kurtulamamıştı. Mürşidi onun bu düşüncelerini okurcasına “Leyla!” dedi. Derviş şaşırmıştı. Neredeyse “Efendim!” diyecekti. Hemen toparlandı. Bana ne oluyor? dedi. Bunca yıl aradan sonra Leyla’nın aşkını bu denli hissetmesini garipsemişti. Bir an için Leyla’ya olan aşkının kendisini unutturduğunu fark etti. Âslında içindeki Leyla’nın sesiydi duyulan. Kalbinin Leyla’sı seslenmişti Dervişe..  Mürşid anlatmaya devam etti. Mecnûn için Leyla bir özge cândı. Aşkı ile her dem perîşândı.  Yüreğinde dinmeyen arzu, damarlarında dolaşan kandı. Mecnûn’un Leyla’ya olan aşkı dillere destandı.  Leyla’nın aşkı Mecnun’nun aklını başından aldı. Çıldırdı, günlerce yemedi içmedi, çöllere daldı. Mecnûn’un kabilesi bu duruma dayanamadı. Toplandılar Leyla’nın kavmine gittiler. “Bu delikanlı aşktan helak olacak. Bir defacık olsun, Leyla’yı görmesine izin verilse ne zararı olur? dediler. Leyla’nın kavmi; “Bizim için önemli değil ama Mecnun onu görmeye dayanamaz” dediler. Mecnûn’un kabilesi “bir kerecik olsun gösterin!” ricasıyla ısrar ettiler. Leyla’nın kabilesi nihayet kabul edip Leyla’nın çadırının kapısını araladılar. Mecnun’u çadırın önüne getirdiler. Leyla’nın gölgesi çadırın dışına düşer düşmez, çıldırmış denilen Mecnun kendini kaybetti ve öylece yere yığılıverdi. Leyla’nın yakınları; “Biz onu görmeye dayanamaz, demiştik” dediler.[5] Derviş mesajı almıştı. Mürşidi Leylâ’nın aşkı böyle ise Mevlâ’nın aşkı nasıldır? demek istiyordu. Dünyaya ait sevgilinin güzelliği, insanın bütün zorlukları yüklenebileceği kadar çekici ise, ilâhî sevginin güzelliğinin insanı ne denli büyüleyeceği âşikardı. Mürşid, Derviş’in yüzüne daha dikkatli bir bakış attıktan sonra şöyle dedi; “Aşk, Allah’ın ezelî rahmetidir. O’ndan ilâhî bir hediyedir. “O, onları sever, onlar da O’nu severler [6] ilâhî mesajı bunun en kutlu delilidir. O halde “Ey Ölümlüler! Aşk ile randevunuza sâdık kalın!”…

 


[1] Talat Ülke’nin “Sessizliğin Sesi” şiirinden alıntıdır.

[2] Ankebût, 29/57

[3] Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr Seçmeler, (haz. Şefik Can), I, 425-426    

[4] A’râf, 7/172; Bu bölümde istifade edilen diğer kaynak eser: Annemarie Schimmel, Ben Rüzgârım Sen Ateş, (trc. Senail Özkan), s.177

[5] Ahmed Gazzâlî, Aşk’ın Halleri, (trc. Turan Koç&M. Çetinkaya), (Hikaye), s.54

[6] Mâide, 5/54

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT